Başarılı Liderliğin Düşmanı: Ego

  • Çamlaraltı Mah. Hüseyin Yılmaz Cad. No:67
    Pamukkale Teknokent B Blok 107 DENİZLİ
  • 0536 349 67 60
  • info@mostdanismanlik.com

Başarılı Liderliğin Düşmanı: Ego

Cees ‘t Hart’ın, global bira (ve içecek) şirketi Carlsberg Group’un CEO’su olarak geçirdiği ilk günde, asistanı, ona bir anahtar (kart) verdi. Bu kart, asansörlerin diğer katlarda durmasını engelliyordu ve böylece Cees, 20. kattaki köşe ofisine doğrudan gidebiliyordu. Ofisi, hiç çerçevesi olmayan camlarıyla Kopenhag’ın muhteşem manzarasına bakıyordu. Bunlar, Cees’in yeni pozisyonunun avantajlarıydı ve şirket içindeki gücünü ve önemini belirtiyordu.

Cees, iki ay boyunca yeni sorumluluklarına alışmaya çalıştı. Fakat bu iki ayda fark etti ki, gün içinde çok az insan görüyordu. Asansör diğer katlarda durmadığı ve sadece seçkin yöneticilerin ofisleri 20. katta bulunduğu için; Cees, diğer Carlsberg çalışanlarıyla neredeyse hiç etkileşimde bulunmuyordu. Cees, 20.kattaki köşe ofisini bırakıp, alt katlarda bulunan ve bölmelerle ayrılmayan boş bir masaya geçti.

Bu değişiklik hakkında sorular sorulduğunda şöyle cevap verdi: “İnsanlarla görüşmezsem ne düşündüklerini bilmem mümkün değil. Kurumun nabzını tutamazsam etkili bir lider olamam.”

Bu hikâye, bir liderin kıdemli pozisyonlarla gelen izole olma riskine yönelik nasıl aktif adımlar attığını gösteren güzel bir örnek. Üstelik bu risk, kıdemli liderler için gerçek bir sorun. Kısacası liderler, kıdem basamaklarında yükseldikçe şişkin egoya sahip olma riskleri de artıyor. Bu ego büyüdükçe liderlerin izole bir balonun içinde olma ve iş arkadaşlarıyla, şirket kültürüyle ve en sonunda müşterileriyle iletişimini koparma riskini de artıyor.

Kıdem basamaklarını tırmandıkça sahip olduğumuz güç de artar. Bu durumda insanlar bizi daha dikkatli dinleyerek, söylediklerimize katılarak ve esprilerimize gülerek bizi memnun etme eğilimi gösterir. Tüm bunlar egoyu okşar. Ve ego, okşandıkça büyür. Eski İngiliz dışişleri bakanı ve nörolog David Owen ve Duke University’den psikiyatri ve davranış bilimleri profesörü Jonathan Davidson bu durumu “hubris sendromu” olarak adlandırır ve şöyle tanımlar: “Özellikle uzun süreli büyük başarılar söz konusu olduğunda, beraberinde güç duygusu gelir. Hubris sendromu, bu güce sahip olduğunu fazlasıyla hissetme bozukluğudur.” 

Kontrolsüz ego, bakış açımızı saptırabilir veya değerlerimizi sarsabilir. Asya’nın en büyük lüks perakendecisi olan The Lane Crawford Joyce Group’un başkanı ve CEO’su Jennifer Woo, bu konuda şöyle söyler: “Servete, şöhrete ve nüfuza aç egolarımızı yönetmek tüm liderlerin en önemli sorumluluğudur.” Egonun daha fazla güç isteği bizi ele geçirirse kontrolü kaybederiz. Ego bizi manipülasyona karşı savunmasız hale getirir, vizyonumuzu daraltır, yozlaşmamıza sebep olur ve değerlerimize aykırı hareket etmemize yol açar.

Egomuz, yanımızda taşıdığımız bir hedef tahtası gibidir. Ve tıpkı her hedef tahtası gibi egonun da; büyüdükçe, vurulma olasılığı artar. Şişkin bir ego, başkalarının bizden faydalanmasını kolaylaştırır. Egomuz pozitif dikkat arzuladığı için bizi manipülasyonlara karşı hassas hale getirebilir. Bizi, davranışları tahmin edilebilir biri yapar. İnsanlar bunu bildiğinde egomuza oynar. Muhteşem görünme ihtiyacımızın kurbanı olduğumuzda kendimiz, çalışanlarımız ve kurumumuz için kötü sonuçlar doğurabilecek kararlar verebiliriz.

Şişkin bir ego aynı zamanda davranışlarımızı yozlaştırır. Kendimizi, başarımızın tek mimarı olarak gördüğümüzde daha kaba ve bencil olma, ve diğerlerinin sözünü kesme eğilimi gösteririz. Bu, özellikle birtakım terslikler ve eleştiriler söz konusu olduğunda geçerlidir. Böylece ego, hatalarımızdan ders çıkarmamızı önler ve başarısızlıktan elde ettiğimiz değerli dersleri takdir etmemizi zorlaştıran bir savunma duvarı yaratır.

Ve son olarak, şişkin bir ego vizyonumuzu daraltır. Ego her zaman için inanmak istediği şeyi doğrulayan bilgiler arar. Yani büyük bir ego, güçlü doğrulama önyargılarına sahip olmamızı sağlar. Bu yüzden bakış açımızı kaybederiz ve kendimizi, sadece istediğimiz şeyi gördüğümüz ve duyduğumuz bir liderlik balonunda buluruz. Bunun sonucunda liderlik ettiğimiz insanlarla, parçası olduğumuz kültürle, en sonunda da müşterilerimiz ve paydaşlarımızla bağımızı kaybederiz.

Aşırı korumacı veya şişkin bir egodan kurtulmak ve liderlik balonuna girmemek, önemli ve zorlu bir iş. Tüm bencilliklerden arınmış olmayı, derinlemesine düşünebilmeyi ve cesur olmayı gerektirir. Aşağıda yardımcı olacağına inandığımız birkaç tavsiye sıraladık:
 
  • Görevinizde sizi sunulan avantajları ve ayrıcalıkları düşünün. Bunların bazıları işinizi etkili biçimde yapmanızı sağlar. Bu müthiş. Fakat bazılarıysa sadece statü ve gücünüzü, en nihayetinde de egonuzu yükseltecek avantajlardan başka bir şey değil. Hangi ayrıcalıklarınızdan vazgeçebileceğinizi düşünün. Belki de sizin için ayrılan park yerinden ya da Cees ‘t Hart örneğinde olduğu gibi özel asansör kartınızdan vazgeçebilirsiniz.
  •  
  • Egonuzu beslemeyecek insanları destekleyin, geliştirin ve onlarla birlikte çalışın. Düşündüklerini söyleyebilecek özgüvene sahip insanları işe alın.
  •  
  • Tevazu ve minnet, bencilliklerden arınmanın çok önemli parçalarıdır. Her günün sonunda, o günkü başarınızda rol oynayan insanları düşünün ve bunu alışkanlık haline getirin.
  •  
  • Başarınızın tek etkeninin kendiniz olmadığını gördüğünüzde, doğal biçimde tevazu kazanırsınız. Daha sonra bu insanlara teşekkür mesajları göndererek minnettarlığınızı ifade edin.
Başarının (yüksek maaş, güzel ofis, kolay kahkahalar) getirdiği şişkin ego, lider olmanın sonsuz karşılığını bulmuş gibi hissetmemize yol açabilir. Fakat gerçek şu ki, bulmadık. Liderlik insanlarla ilgilidir ve insanlar her gün değişir. İnsanlara liderlik etmenin evrensel anahtarını bulduğumuza inandığımız an o anahtarı kaybetmiş oluruz. Ne gördüğümüzü, ne duyduğumuzu, neye inandığımızı egomuzun belirlemesine izin verirsek geçmiş başarımızın gelecek başarımıza zarar vermesine müsaade etmiş oluruz.

Kaynak: https://hbrturkiye.com/blog/basarili-liderligin-dusmani-ego